16 Ekim 2017 Pazartesi

  ÇOCUKLARLA SERAMİK -ANNE BEN YAPTIM BAK!


2017 yılı çok verimli geçiyor benim için ve bu süreç uzun seneler devam edecek diye ümit ediyorum inşallah. Çocuklarla çalışmak bana her zaman iyi geliyor ve bu sene bolca bu fırsatı yakaladım şükür. Çocukların gözlerinden akan dürüstlük, ön yargısız bakış, yaptıkları işlerde de kendini gösteriyor. İçlerinden çıkıp gelen saf ürün, ben yaptım demenin neşesini taşıyor hep, o neşeyi hep büyütelim olur mu? 
Çocukken elinize ilk defa çamur aldığınızda ne yapmıştınız düşünün; önce avucunuzda sıkıp mıncıklayıp tanıdınız çamuru, ardından da bu sıkma, yoğurma hissinin ne kadar keyifli bir his olduğunu düşündünüz. Çocuklar işte böyle tanırken çamuru en sevdiği, sevmediği şeyleri şekillendirmeye başlıyor mesela bir türlü harçlık biriktirip alamadığı oyuncağı yapıyor, en sevdiği hayal kahramanına biçim veriyor, en çok izlediği çizgi film karakterini yapıyor, korktuğu canavarı şekillendiriyor çamurdan.

Çamurla oynarken izlediniz mi çocukları hiç, aynı zamanda konuşuyor, paylaşıyor, kullandığı aleti veriyor, şekillendirdiği figürü konuşturuyor, yanında çalışan arkadaşının fikrini soruyor. Üretme süreci, bir şeyleri ortaya çıkarma ve bunu başkalarıyla paylaşma süreci baştan sona çok eğlenceli bir süreç. 

Seramik etkinliği düzenlerken bir de bakarsınız ki yaptıkları formları evcilik oyununun bir parçası yapmışlar, kullandıkları aletleri eve dönüştürerek kendilerini oyuna kaptırmışlar, işte tam da o zaman etkinlik amacına ulaşmış oluyor; oyunla öğreniyorlar, içselleştiriyorlar öğrendiklerini. Oyun oynamak çok güzel ve oyun çocuklar için bir ihtiyaç, doğal bir dışa vurum aracı. 
Seramik çamuruyla uğraşırken temiz kalamazsınız, üstünüz başınız çamur olur, tırnaklarınızın arası çamurla dolar ama korkmayın yıkayınca çıkar:)) Bazı çocuklar gerçekten çok titizdi başlarda, sık sık izin isteyip ellerini yıkama ihtiyacı duydular ama zamanla böylesinin zevkli olmadığına, sürece dahil olup zamanını iyi değerlendirmenin, ortaya bir ürün çıkarmanın keyifli olduğuna karar verdiler; sonunda bir iki el yıkamadan sonra bu tutumdan kendiliğinden vazgeçtiler:)
Seramik etkinliklerimizi sık sık paylaşmayı planlıyorum buradan, instagramda da paylaşıyorum ama bloğumda paylaşıp arşivlemek benim için çok daha önemli.

8 Ekim 2017 Pazar

  GURME OLMAK!


Deniz bir süredir gurme olacağım deyip duruyor.
Gurme ne demek oğlum diye sorduğumda da çeşit çeşit yemekler tadan, çok ülke gezen, kitap yazıp tv de program yapanlardır diyor.
Peki nasıl olacak, bunun için ne yapacaksın dedim, acilen en azından bir dil bilmem gerekiyor dedi:)) Şu sıralar babasıyla İngilizce çalışıyor bakalım bu gayreti ne kadar devam edecek. Destekliyoruz:))

Not: Pazar sabahı baştan sona malzemelerini doğrayıp kendi istediği gibi bir omlet yaptı, en sevdiği baharat karabiber ve kekik:)) Sabah uyandığında ilk sorduğu  şey evde yeşillik var mı oldu(canı bu tür şeyler istiyorsa vücudunun ihtiyacı vardır diye düşünüyorum) son bir dokunuş olarak dere otu ve roka ekledi omletine. Afiyet olsun bakalım.
Siz çocuklarınızla yemek yapıyor yeni tarifler yaratıyor musunuz?

  4 EKİM HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ

Bu dünya sadece insanlara ait değil, bunu unutup görmezden gelenler yanlış yapıyorlar.

Tudem Yayın Grubu instagramda çok güzel  bir paylaşımda bulunmuş. 4 ekim hayvanları koruma günü sebebiyle.   Guzin Öztürk'ün çocuk romanı "Kuş Olsam Evime Uçsam " i resimleyen değerli çizer Hicabi Demirci'nin bir çizimiyle. #guzinozturk #hicabidemirci #tudemyayingrubu

6 Ekim 2017 Cuma

  BÜTÜNÜN BİR PARÇASIYIZ


(Bu fotoğraf eskilerden, bir yaprakla mutlu olan çocuk. Ne zaman kaybettik biz çocukluğumuzu)

Bugün bir arkadaşım  paylaşmış, tam da bundan bir önceki yazımda Victor Ananias' ın kitabindan bahsederken ne güzel denk geldi. Kalpler bir:) Çağla'ya buradan sevgilerimi gönderiyorum.
Bir şaman öğretisi :
"Doğanın anayasasında ilk madde şudur; Her şey birbiri için yaşar. Birbiri için yaşamak doğanın kanunudur."
Eski çağlardan süregelen bir anlayıştı bu..Bütünlüğü anlatırdı..... Ne değerli bir öğreti.

İşte ben de diyorum ki bunun farkına varan insan mutlu olmayı da öğrenir ve öğretir,  yaşam bir bütün, bütünün bir parçası olduğumuzu unutmamak dileğiyle.  Sevgiler.

Bir not: Çocuklarınıza mutlu olmayı öğretin, yaşamdan zevk almayı, keşfetmenin hazzını, dayanışmanın, paylaşmanın zevkini, çevresindeki mutluluğun kendisine de bulaşacağını, sevginin de sevgisizliğin de bulaşıcı olduğunu, hep sevgiyi tercih edebileceğini, olumsuz düşünceleri evrene salıvermeye, doğru nefes alıp vermeyi, doğayı korumanın bu hayatın güzelleşmesi, neslin devamı için tek yol olduğunu aşılayın, unutmayın ilk aşıyı anne baba yapar çocuğuna yaptığın o ilk aşı meyve verdiğinde doymayın seyire:)

5 Ekim 2017 Perşembe

  Bir Kitap Yorumu:'Yaşam Dönüşümdür' VICTOR ANANİAS


"Dilim varmıyor söylemeye övgü olarak anlaşılmaması dileğimden, ama ana motivasyonumun hizmet ederek bütüne dahil olmak, kulluk ederek yaratılmış mükemmelin parçası olma ihtiyacım ve arzumdan aldığımı fark ettim tekrar ve bu kaynağın ne kadar sonsuz olduğunu, beni ne kadar özgür kıldığını hissettim şükrederek."
                                                                                                                                            Victor Ananias

Dört sene önce:
"Bir tatil gününde okumaya başladım "Vitto"nun yazdıklarını. Yanlış hatırlamıyorsam sevgili deli-anne tanıtmıştı ilk bu kitabı (eğer bir hata varsa affedin) hemen aklımın bir köşesine not etmiştim fakat çok sonra okuma fırsatını yakaladım.
Ağustos böcekleri öterken, elimde demli çayım, içime sindire sindire, yavaş yavaş geçtim sayfaları.
"Vitto" yani Victor Ananias "Hepimizin dua etme, sevme ve üretme konusundaki kapasitemizin, kullandığımızın çok üstünde olduğunu düşünüyorum" demiş ve her satırda içini olduğu gibi açmış bize. Bir kalbin bu kadar temiz, umut dolu, heyecan dolu olduğunu görünce insan aptallaşıyor, ne düşüneceğini bilemiyor önce.
"Yaşam Dönüşümdür" derken kendine ve çevresine farkındalık aşıladığının, sihire benzer efsunlu bir hava soluttuğunun farkında mıydı acaba? Ben okurken böyle hissettim çünkü. Rab'bin yarattığı canlı cansız her varlığa gösterdiği saygı, sevgi sarsıyor insanı. Bu kadar olabilir mi diye geçiriyor içinden insan.
Doğal yaşama, doğal tarıma, organik ürüne, ağaca, börtü böceğe, köylünün kentlinin bilinçlenmesi için verdiği çabaya, doğal bir lider olan Victor'un kısacık ömrüne sığdırdıklarına hayranlık duyacaksınız, kendi içinize dönüp bakmadan yapamayacaksınız.
Herkesin, kendini doğaya adamış bu yürekte, bulacağı şeyler var. En umutsuz anlarda bile Yaradan'a tam manasıyla teslim olmanın iç huzurunu göreceksiniz onda.
Kitabın arka kapağında şöyle diyor Yıldıray Okur:
"Yaşamda varmak istediğim tek nokta her an Allah rızası için yaşayabilmek" diyen bir dervişti Victor."

05-10-2017:
Bu kitabın üstünden çok zaman geçti, çok sular aktı fakat verdiği his taptaze duruyor bende; taslak yazıyı gözden geçirirken neden bu kadar yıl erteledim de bu yazıyı yayınlamadım dedim kendime, sebep belliydi Vitto'nun savunduğu değerler evrensel değerler, barışçıl, dostluk hissettiren değerler yazarken bunları düzgün ifade etmeliydim. Bugün yaşadığım bir olay tekrar düşünmeme neden oldu, aklı fikri hür, evrensel değerlerle donanmış, gerçek samimi insanlara ihtiyacımız var. En zor koşullarda bile paylaşmayı bilen, çevresiyle bir bütün olabilmiş, çevresinde olup bitene karşı duyarlı, bana ne demeyecek insanlara ihtiyacımız var. Eğer böyle insanlar varsa çevrenizde bilin ki çok şanslısınız. Böyle insanların çoğalmasını yürekten diliyorum. Zaman zaman olumsuz duygular içime oturduğunda Vitto ve daha niceleri gibi pes etmemeyi, yeniden ve yeniden kalkıp ayağa, seni seviyorum hayat demeyi diliyorum herkese. Boş vermişlik duygusu insanda atalete sebep oluyor, algımızı zayıflatıyor bu duruma düşmek hayat neşemizi kaybetmek istemiyorum. İçimde barış olmalı ki çevremle de barış içinde olabileyim. Çok şey istemiyorum değil mi?
Ve son olarak yine Vitto'dan bir alıntı:
Hayalim, gönlümden geçen, adına ne diyorsak diyelim tüm dünyada insanlığın ortak bir duyguya gelmesi, tek tek sorunlardan aldığı dürtüyle değil, yaratılışın gücü, içimizdeki bilgelikle herkesin aynı anda aynı gerçeğe hizmet ediyor olması. Hesabını dahi yapmadan.
Sonuçta yapılan her iş aynı varlık şekli için hizmet olarak yapılırsa hangi sorun kalır ki bunun karşısında? Küresel ısınma mı, açlık mı, doğal kaynakların sömürülmesi mi? Sanki neye teslim olacağımızı bir anlasak bütünde, detaylar hep kendiliğinden çözülecek gibi...